mamekimunzur.sitemynet.com
aclık insan hayat dünya

hayat

36 Ülke, gıda krizinin eşiğinde


05.10.2007 Dw-World.de

Birleşmiş Milletler tarafından yayımlanan rapora göre, iklim değişikliği, ayrıca un stoklarının azalması ve talebin artması nedeniyle ciddi bir krizle karşı karşıya bulunuluyor.

CENEVRE : Dünya genelinde un fiyatının rekor düzeye ulaşması nedeniyle 36 ülkede “gıda krizinin” yaşanmakta olduğu bildirildi.

Birleşmiş Milletler tarafından yayımlanan rapora göre, iklim değişikliği, ayrıca un stoklarının azalması ve talebin artması hedeniyle ciddi bir krizle karşı karşıya bulunuluyor.

Un stoklarının son 25 yılın en düşük düzeyine ulaşması, özellikle Afrika’daki 21 yoksul ülkeyi tehdit ediyor.---------------------------------------------------------------------------------------Tuz Gölü'nde yaşam bitti mi? 29.09.2007 Radikal

Tuz Gölü'nün Gölyazı kıyılarında bulunan yüzlerce yavru allıturna ölüsü endişe yarattı. Uzmanlar yetişkinlerin başka göllerde yiyecek aradığını, uçamayan yavrularınsa açlıktan öldüğünü tahmin ediyor. Acil çözüm önerisi: Yapay göletler

DHA - KONYA - Suları her geçen dakika azalan Tuz Gölü'nde hayat, en küçük ve güçsüzlerden başlayarak bitiyor. Göldeki suyun azalmaya başlamasıyla birlikte yiyeceksiz kalan allıturnalar birer birer ölmeye başladı. Gölün Cihanbeyli ilçesi Gölyazı beldesi kıyılarında çok sayıda allıturna ölüsü bulundu.
Allıturnaların sudaki omurgasız canlılarla beslendiğini hatırlatan uzmanlar, yetişkin allıturnaların diğer göllere uçarak yiyecek bulabileceğini, yavrularınsa uçamadığı için besinsiz kaldığını düşünüyor.
Tuz Gölü'ndeki tüyler ürpertici görüntüler Gölyazı beldesi sağlık ocağında görevli Dr. Osman Yanal sayesinde fark edildi. Arkadaşlarıyla göl kıyısında gezerken yüzlerce yavru allıturna ölüsü gördüğünü söyleyen Yanal, "Sular çekilince yiyeceksiz kalmış olabilirler" dedi.
Bölgede 4 bin 400 yavru yaşıyordu. Yetkililer, ne kadarının telef olduğunu, ne kadarının yaşadığını henüz belirleyemedi. Peki kuşları kurtarmak için en azından acil bir önlem alınamaz mı? Selçuk Üniversitesi Veteriner Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Mehmet Maden'e göre bir yol var. O da yavrular için yapay gölet oluşturmak:
"Bu ancak, Tuz Gölü çevresinde yapay göletler oluşturularak yapılabilir. Buradaki kuşların göletlerde yaşaması sağlanırsa ölümlerin de önüne geçmiş olunabilir. Ancak, bu da geçici bir çözüm olur. Çünkü havzada sürekli yeraltı su kaybı söz konusu. Tarlalarda vahşi sulama nedeniyle aşırı su israfı yapılmakta. Bu da tüm Konya Havzası'nda olduğu gibi Tuz Gölü'nde de hızlı bir su çekilmesine neden olmaktadır. Tasarruflu su politikasıyla yer altındaki suyun kaybı önlenirse Tuz Gölü yeniden hayata döner ve filamingolar başta olmak üzere birçok yaban hayvanı eskisi gibi gölde rahat şekilde yaşayabilir."----------------------------------------------------------------------------------------------------------------İndependent: Azalan su Türkiye için felaket tehdidi 24.09.2007 Hürriyet

İngiliz The İndependent gazetesi, Konya bölgesinde yaşanan kuraklığa dikkat çekerek “Bir çevre felaketi Türkiye’nin ortasını tehdit ediyor” ifadesini kullandı.

The İndependent “Azalan su, Türkiye için felaket tehdidi” başlıklı haberinde Konya bölgesinde kuraklığa bağlı azalan suyun yarattığı sorunlara dikkat çekti. Bölgede çok sayıda gölün çöl olduğuna işaret eden gazete, azalan suyun Konya ovası en büyük sorununu oluşturduğunu kaydetti.

Jeoloji uzmanları ve çiftçilerin görüşlerine yer verildiği haberde “Tüm ovada son 25 yıldır ortalama olarak 27 metre olan su düzeylerindeki düşüş, felaket sonuçlarına yol açtı. Düzinelerce göl, yabani kuşları ile birlikte yok oldu. Diğerleri ise, ovanın ortasında bulunan bin 500 kilometre karelik tuzlu göl dahil olmak üzere, hızlı bir biçimde küçülüyor” denildi.

“İŞLER BÖYLE GİDERSE BÜTÜN OVA 30 YILDA ÇÖL OLUR”

The independent’e konuşan Jeoloji Mühendisler Odası Konya Şübesi Başkanı Tahir Nalbantçılar da, “Eğer işler böyle giderse, bütün ova 30 yıl içerisinde çöl olacak” uyarısını yaptı.

İngiliz gazetesi de, BM tarafından bir süre önce yayınlanan bir raporda Konya bölgesinin küresel ısınmaya “çok hassas” olarak tanımlandığına dikkat çekerken de suyun azalmasının “reel nedeni”nin bölgenin pancar ve mısır üretimine yönelmesinin olduğunu yazdı.

“HUBUBAT SÜBVANSİYONLARI ADETA KALKTI ÇİFTÇİ PANCARA YÖNELDİ”

Konya ovasının eskiden “Türkiye’nin ambarı” olarak bilindiğini kaydeden gazete, hububat için verilen sübvansiyonların adeta yok olması ile çiftçilerin hayatlarını kazanmak için çok daha su gerektiren ürünlere yöneldiklerini belirterek pancarın hububat göre beş kat daha suya ihtiyacı olduğunu vurguladı.

Birçok çiftçinin bunun sürdürülemez olduğunu bildiğini ancak başka çarelerinin olmadığına inandığını belirten gazete, dünyanın korunması için çalışmalar yapan WWF’nın Ankara’daki uzmanı Çağrı Deniz Eryılmaz’ın da sürdürülebilir tarım konusunda iki yıldır hükümet kuruluşları ve çiftçiler ile müzakereler yaptıklarını anlattığını kaydetti.

Nalbantçılar da, en büyük sorunu bürokrasinin oluşturduğunu savunarak su ile ilgilenen 15 farklı kuruluşun bulunduğu ve hepsinin kendi yetkileri konusunda aşırı titiz olduğunu da söyledi.

Buna karşın gazete, hem Eryılmaz’ın, hem de Nalcantçılar’ın Konya’nın çöl dönüşmesinin önlenebileceği konusunda iyimser olduklarını yazdı.---------------------------------------------------------------------------------------------------Plansızlık kuraklığı 05.09.2007 Milliyet

Türkiye'nin batı bölgelerindeki barajlar kurudu kuruyacak. İstanbul, Ankara, İzmir gibi şehirler ise susuzluktan kırılıyor. Uzmanlara göre sorunun nedeni plansızlık. Çevre ve Orman Bakanlığı, kurak bölgelerden su taşımayı planlıyor

Küresel ısınma ve kuraklığın etkisiyle İstanbul, Ankara ve İzmir başta olmak üzere batıdaki birçok şehirde aylardır süren su sıkıntısı, hem tarım sektörüne hem de vatandaşlara zorlu bir yaz yaşattı. Bazı barajlar tamamen kururken, İstanbul'daki barajların doluluk oranı yüzde 20'ye, Ankara'da ise yüzde 5'in altına geriledi. Batıdaki bu tabloya rağmen, doğudaki barajlardaki doluluk oranı yüzde 80-90'lara çıkıyor.
Ankara'da 1 milyar 200 milyon metreküp su tutma kapasitesi bulunan Çamlıdere Barajı'nda 121 milyon metreküp su kalırken, bunun 100 milyon metreküpü su çekme borularının altında kalan "ölü" sudan oluşuyor. Buna karşı Sivas'taki Kılıçkaya Barajı tam kapasite dolu. Enerji üretilen 1.5 milyar metreküp kapasiteli barajdaki su miktarı şu anda 1.3 milyar metreküp. Van'daki barajların doluluk oranı yüzde 70'i bulurken, Erzurum'da yüzde 80, Ağrı'da yüzde 90 oranlarına ulaşıldı.
Ege'de de durum iç açıcı değil. Bodrum'da Mumcular Barajı'nın doluluk oranı yüzde 15'e gerilerken, sular altındaki 300 yıllık Osmanlı köyü Çömlekçi'den kalan han, yeldeğirmenleri, su kemeri ve kiremit fabrikası yeniden ortaya çıktı.



Terse göç özendirilmeli
Bu çarpık tabloyu değerlendiren bilim adamlarına göre, küresel ısınmadan çok, plansızlık kuraklığa neden oluyor. İTÜ Meteoroloji Mühendisliği Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Orhan Şen, su kaynağı kısıtlı büyük şehirlere yönelik plansız aşırı göçün, bugün yaşanan sıkıntıyı doğurduğunu belirterek, "Türkiye'nin batısında su kaynakları az, nüfus çok, doğusunda ise su kaynakları çok nüfus az. Terse göç özendirilse, nüfus homojen olarak dağıtılabilse önümüzdeki 100 yıl su sorunu yaşanmaz" dedi.
Hacettepe Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölümü öğretim üyesi Prof.Dr. Cemal Saydam, zamanında planlı çalışmalar yapılmamasının sıkıntısının yaşandığını belirterek şöyle konuştu:
"İstanbul yılda 200 bin göç alıyor deniliyor. Ya zamanında göçe izin vermeyeceksin ya da kaynakların için önlemini alacaksın. Kuraklığın arkasına saklanmayalım. Kalıcı çözümler için şimdi düğmeye basılsa 10 yıl sonra sonuç alınır."
Çevre ve Orman Bakanlığı ise yıllardır ihmal edilen planlı su dağılımı için çalışmalar yapıyor. Daha önce Enerji Bakanlığı'na bağlı olan DSİ Genel Müdürlüğü, Çevre ve Orman Bakanlığı'na bağlandı. DSİ'yi yıllarca yöneten Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu, uzun vadede su kaynaklarının verimli kullanımını sağlamak için Entegre Su Yönetimi'ni hayata geçirecek. Bu sistemle isale hatları ve barajlarla havzalar arası su transferi yapılarak, su kaynağı bol olan bölgelerden kurak bölgelere aktarma yapılabilecek.
Eroğlu'nun, inceleme çalışmaları süren uzun vadeli proje hakkında önümüzdeki dönemde açıklama yapması planlanıyor. Sisteme örnek teşkil edecek ilk uygulama Konya Ovası için gerçekleştiriliyor. Akdeniz'e akan Göksu Nehri'nin suyu 17 kilometrelik tünelle, su seviyesi düşen Beyşehir Gölü'ne ters yönde akıtılmış olacak.


Topbaş'tan yine su tasarrufu çağrısı

İstanbul Belediye Başkanı Kadir Topbaş, "su tasarrufu konusundaki hassasiyetin kaybedilmemesi" çağrısı yaptı. Tasarruflar sonucu 1 milyon metreküpün altına kadar düşen tüketimin, dün itibariyle 1 milyon 900 bin metreküpü aştığına dikkat çeken Topbaş, "Bizim biraz daha zamana ihtiyacımız var. Önceki gün yağış bekleniyordu, dün kısmen çiseledi, ama deva olacak boyutta değil" diye konuştu. n İSTANBUL Milliyet


Zengin doğu, fakir batı

Eylül ayı itibariyle doğu ve batı bölgelerindeki bazı barajlarda doluluk oranı şöyle:

BATI

İstanbul geneli : Yüzde 20.1
Ankara geneli : Yüzde 2.6 (Ölü suyla birlikte yüzde 9)
İzmir geneli : Yüzde 13.0
Denizli Adıgüzel : Yüzde 7.0
Bodrum Mumcular : Yüzde 15.0
Muğla Geyik : Yüzde 24.0
Aydın Topçam : Yüzde 11.0
Aydın Kemer : Yüzde 6.0
Bursa Doğancı : Yüzde 12.9

DOĞU

Diyarbakır Karakaya : Yüzde 84
Diyarbakır Dicle : Yüzde 84
Şanlıurfa Atatürk : Yüzde 50
Van Zernek : Yüzde 70
Van Sarımehmet : Yüzde 90
Erzurum Çardaklı : Yüzde 72
Ağrı Patnos : Yüzde 96
Erzincan Tercan : Yüzde 73 ----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------Uzmanlar: Kötü politikalar yüzünden susuzuz 14.08.2007 Ntvmsnbc

Dünya Su Haftası’nda bir araya gelen 90 ülkeden 2000 uzman, dünyanın suyunu masaya yatırdı.

İSTANBUL - Bu yıl 17’ncisi yapılan Dünya Su Haftası’nın temel konusu iklim değişikliği ve temiz suya erişimdi. İsveç’in başkenti Stockholm’de yapılan zirvenin açılış konferansına su kaynaklarının nasıl kullanılacağı konusu damgasını vurdu. Zirveye katılan WWF-Türkiye Doğal Hayatı Koruma Vakfı Su Kaynakları Program Müdürü Buket Dıvrak, tartışılan konuları NTVMSNBC’ye anlattı. Bu konulardan bazı başlıklar şöyle:



KURAKLIK VE SELLE MÜCADALE
Zirveye katılan uzmanlar kuraklık ve selle mücadele üzerinde durdular. Özellikle az gelişmiş ülkelerde yoksul kesimin sağlıklı suya erişememesi ve bunun çözümü için hangi ölçekte nasıl bir planlama yapmak gerektiğini masaya yatırdılar.

DOĞRU SU YÖNETİMİ POLİTİKALARI
Bu gibi toplantıların amacı, karar vericilere bazı açılımlar sunabilmek ve mesaj verebilmektir. Zirvedeki en önemli mesajlar, temiz suya erişim için yeni teknolojiler geliştirilmesi, su yönetim politikalarının bütün sektörleri içine alması ve ‘sınıraşan sular’ konusunda ülkelerarası işbirliği yapılması oldu. Ayrıca altyapı, sosyal planlama ve bazı yeni kuruluşların yardımı gibi konular da konuşuldu.

Toplantılara katılan bilim adamları, dünyadaki sorunun suyun miktarından çok, yönetimiyle ilgili olduğu görüşünde birleşiyor. 17 yıldır su konusu tartışılıyor. Su tarımdan enerjiye, sanayiden turizme birçok sektörü doğrudan etkiliyor. Ülkeler ve kıtalar bazında farklılık gösterse de aslında her ülkelerin ortak derdi, su kaynaklarının doğru kullanılamaması. Afrika gibi ülkeleri ayrı tutmak gerek tabii.

TEMİZ SU İÇEMEYEN İNSAN SAYISINI AZALTMA
Bugünkü rakamlara göre, dünyada 1.6 milyar insan yeterli miktarda ve sağlıklı su içemiyor. 2015 yılına kadar sağlıksız koşullarda su tüketen insan sayısının yarı yarıya azaltılması hedefleniyor. Bu hedef yoksullukla ve az gelişmişlikle mücadele açısından da önem taşıyor. Çünkü hiçbir yatırımcı suyun kalitesinin kötü, miktarının az olduğu yerlere yatırım yapmak istemiyor. Bölgeye yatırım gitmeyince kalkınma da olmuyor ve bu bölgelerin insaları ebedi bir yoksulluğa mahkum oluyor.

VE TÜRKİYE’NİN DURUMU
2009 Dünya Su Forumu Türkiye’de yapılacağı için bu sene ülkemizden katılım bir hayli fazla. Dün Türkiye’yle ilgili özel bir oturum yapıldı ve taslak bir çizelgeyle İstanbul tanıtıldı. Türkiye’nin Akdeniz havzasındaki bir ülke olarak özellikle iklim değişikliğinden çok etkilendiği anlatıldı ve Ankara’daki su kesintileri nedeniyle basında çıkan haberlerden söz edildi.----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------NASA: 2040'ta Türkiye çöle dönecek 06.08.2007 Sabah

Türkiye'de son 40 yılda Van Gölü'nün 3 katı, Türkiye'nin en büyük tatlı su gölü olan Beyşehir Gölü'nün 25 katı oranında sulak alan yok olurken, kara yüzeyinin yüzde 90'ında çeşitli şiddetlerde erozyon görülüyor ve verimli topraklar da hızla kaybediliyor.

Doğal Hayatı Koruma Vakfı-Türkiye ve TEMA'dan alınan bilgilere göre, küresel ısınma ve bilinçsiz tarımsal sulama yüzünden Türkiye'nin sulak alanları ve birbirini tetikleyen sorunlar yüzünden verimli toprakları kaybediliyor.

Son 40 yıl ele alındığında 2,5 milyon hektarlık sulak alanın yarısı çeşitli nedenlerle yok oldu. Bazıları sinek üreten bataklık olduğu gerekçesiyle kurutuldu, bazıları besleyen kaynaklarının üzerine baraj ve gölet kurulması nedeniyle kurudu, birçoğu da tarımsal sulamaya esir düşerek haritadan silindi.

Türkiye'de kaybedilen sulak alanların boyutu küçümsenmeyecek kadar büyük... Yaklaşık 1 milyon 250 bin hektarlık kuruyan alan, Marmara
Denizi'nin yüzölçümüne eşit. Sözkonusu kaybın Van Gölü'nün 3 katı, Türkiye'nin en büyük tatlı su gölü olan Beyşehir Gölü'nün 25 katı,
ülkenin en önemli göllerinden olan Tuz Gölü'nün ise 9 katından fazla olması dikkat çekiyor.

10 yıl önce 260 bin hektar olan Tuz Gölü'nün alanı bugün 130 bin hektara düşerken, giderek suyu azalan Beyşehir Gölü'nün önlem alınmazsa 3-5 yıl içinde bataklık haline geleceği belirtiliyor.

Nasreddin Hoca ile özdeşleşen, Türk kirazına kalite kazandıran, Akşehir Gölü ile beyaz kiraz üretiminde önemli rol oynayan Ereğli Sazlıkları kurudu. Ereğli'de sazlıkların kuruması yüzünden iklim bozuldu, meyve üretiminde kalite ve rekolte düştü.

5 MİLYON YILLIK GÜZELLİĞİ KAYBETTİK

''Dünyanın Nazar Boncuğu'' olarak nitelendirilen, 5 milyon yıl önce oluşan Meke Gölü, birkaç yıl içinde bataklık haline döndü. 5 milyon yıldır var olan güzellik birkaç yılda kaybedildi. Bunu gören yabancı turistler tepki gösteriyor ancak Konya Kapalı Havzası'nda 30 bin kaçak kuyudan su çekilerek gölün sonu getiriliyor.

Çok sayıda sulak alanın kuruduğu ülkenin yeraltı su seviyesinin yüzde 40'ını barındıran Konya Kapalı Havzası'nda tehlike daha ciddi boyutlara tırmanıyor. Son 20 yılda yeraltı su seviyesi alt havzalarına göre 20-40 metre azalan Konya Kapalı Havzası'nda, kuruyan sulak alanlarıyla yıllardır tehlike çanları çalıyor.

WWF'nin raporuna göre doğal kaynakları şu andaki hızında tüketilmeye devam edilirse, insanlığın 2050 yılında iki gezegene daha ihtiyacı olacak. Bu durum, biyolojik yenileme kapasitesinin yüzde 50 fazlasını tüketen Türkiye için daha büyük önem taşıyor. Çünkü Türkiye'de birbirini etkileyen sorunlar yüzünden sularla birlikte topraklar da kaybediliyor.

Türkiye'de her yıl tarım alanlarından 500 milyon ton, tüm ülke yüzeyinden 1,4 milyar ton verimli üst toprak erozyonla kaybedilirken,
ülkenin erozyonla kaybettiği bu topraklar, 25 santimetre kalınlığında, yaklaşık 400 bin hektar genişliğinde bir araziye eşdeğer olarak tutuluyor.

Bitki örtüsü ve özellikle ormanların tahribi sonucu, toprak erozyonu ile her yıl 1 milyar 400 milyon ton toprak göllere, denizlere taşınarak ya da barajları doldurarak yitiriliyor.

Ülke topraklarımızın yüzde 90'ında çeşitli şiddetlerde erozyon yaşanıyor (yüzde 63'ünde çok şiddetli ve şiddetli görülüyor) ve bu durumun Avrupa'nın 17, Kuzey Amerika'nın 6 katı civarında olduğu belirtiliyor. Türkiye'de akarsularla birlikte alandan taşınan toprağın, ABD'nin 7, Avrupa'nın 17 ve Afrika'nın 22 katı daha fazla düzeyinde olduğu
vurgulanıyor.

Fırat Nehri yılda 108 milyon ton, Yeşilırmak 55 milyon ton toprak taşırken, Keban Barajı'na 32 milyon, Karakaya Barajı'na 31 milyon ton toprak birikiyor. Bu birikme barajlardan faydalanmayı azaltıyor.Türkiye'nin topraklarının sadece yüzde 15'inin üstün verimli olduğunu bunların da giderek kaybedildiği belirtiliyor. Cumhuriyetin ilanından bu yana 44 milyon hektar mera alanı 12,3 milyon hektara kadar gerilerken, her yıl kaybedilen 1 milyar 400 milyon ton toprağın 500 milyon tonu tarım alanlarından gidiyor.

BÖYLE GİTMEMELİ

NASA'nın yaptığı araştırmaya göre, erozyonun şiddetlenerek devam etmesi ve etkili tedbirler alınmaması halinde Türkiye'nin büyük bir bölümü 2040 yılında çöl olacak.

Erozyonla baraj göllerinin dibine yığılan topraklar, barajların doğal ömrünü yüzde 50 oranında azaltabiliyor. Bunun sonucunda yüksek değerde hidrolojik enerji ve kullanma suyu kayıpları meydana geliyor.

Örneğin, dünya barajlarına erozyonla getirilip depolanan topraklar, enerji ve kullanma suyu bakımından yılda 6 milyar dolarlık bir zarara neden oluyor. Türkiye'de bunun tipik örneği Keban Barajı'nda görülüyor.

Türkiye'de 15 barajın (Altınapa, Bayındır, Buldan, Çaygören, Selevir, Çubuklu, Demirköprü, Hirfanlı, Karamanlı, Kartalkaya, Kemer, Kesikköprü, Seyhan, Sürgü, Yalvaç) ömürlerinin tahmin edilenden önce dolmuş ya da dolmak üzere olduğu vurgulanıyor. Bunlara ek olarak ülke ve bölge için büyük önem taşıyan Keban, Karakaya ve Atatürk barajlarında da tehlike çanları çalıyor.

GERİ KAZANMAK KOLAY OLMUYOR

Kaybedilen sulak alanlar ve verimli topraklar ekonomik açıdan büyük çapta zarara yol açarken, geri kazanımları kolay olmuyor.
Sulak alanları geri kazanmak, kuruyan gölleri eski haline getirmek için yüzlerce yıl gerekiyor. Örneğin Konya'da yeraltı su seviyesi giderek düşüyor. İçilebilir özellikteki temiz yeraltı suyu ile Tuz Gölü arasında kot farkı 15 metreye kadar indi.

Önceden 50 metrenin üzerindeki farkın 15 metreye kadar inmesi tehlikeyi beraberinde getiriyor. Böyle giderse 5-6 yıl sonra Tuz Gölü'nden yer altı suyuna doğru akış başlayacak ve temiz su tamamen bozulacak. Bu durumda da hayatın biteceği Konya Kapalı Havzası'nda yeraltı suyunun temizlenmesi için 1400 yıl gerekecek.

Aynı şekilde üretilemeyen bir kaynak olan verimli toprağın 1 santimetresi ortalama 500 yılda oluşuyor. Tarım yapılabilmesi için
gereken minimum 40 santimetrelik toprağın oluşması ise ortalama 20 bin yılda gerçekleşiyor.

1 ton buğday elde edilmesi için bin ton, 1 porsiyon bonfilenin yenecek halde sunulabilmesi için (hayvanın büyümesi, beslenmesi vb.) 9 bin 800 litre, 1 pilicin yenebilir hale gelmesi için 1200 litre, 1 kilo ekmek için 400-1200 litre suya gereksinimin duyulduğu günümüzde kaybedilen ülke suyu ve toprağı için harekete geçmenin önemine işaret ediliyor.
Yıllardır sulak alanların kuruduğu ülkede bilinçlenmenin, büyük kentlerde su kesintilerine gidilmesiyle başladığını belirten WWF-Türkiye ve Tema Vakfı yetkilileri, ''40 yılda 1,25 milyon hektar alanı kaybettik. Halen kayıplar sürüyor. Kişi başına düşen su azaldı, topraklarımız verimini kaybetti. Artık ülkede daha ciddi önlemlerin alınması gerekiyor'' dedi.

AA
















dosya anasayfa

imageshjdg.jpg